O kadar şehir gezdim en çok kendimi dağlarda mutlu hissettim. En güzel derin ve huzurlu uykularımı dağlarda uyudum. En güzel dostlukları dağlarda edindim. En güzel ağaçları dağlarda gördüm. En güzel çiçekleri dağlarda kokladım. Yediklerimin tadını ilk defa dağlarda aldım. Gökyüzüne ilk defa dağlarda değebildim. Yorgunluğun ardından gelen o tadı ilk kez dağlarda tattım. Ayaklarım kanarcasına yürüdüğümde hissettiğim o acıyı dağ zirvelerinde unuttum. Yalnızdı dağlar ve sadece yalnızları çağırıyordu Şehrin gürültüsüne hayatın acımasızlığına dayanamayanları çağırıyordu.

Nepal ‘e bu dördüncü gelişimdi. Muson yağmurlarında bu ülkeye gelip hele ki dağlarda yürümek tam bir delilikti. Ama dağları görmek her şeye değerdi 🙂

Uçağım Kathmandu’ya oldukça sarsıntılı saatler sonrasında inmeyi başardı. Musonlarda hava akımlarından dolayı bu olay çok sık yaşanıyor Nepalliler ise bu duruma alışmışlar tadını çıkartıyorlar 🙂

Kathmandu vizemi kapıda alıp otelime doğru yola koyuluyorum. Thamel Caddesi her gelişimde ayrı güzel geliyor gözüme tabi bu caddeye dayanma sürem bir iki saat 🙂

Sık sık geldiğimden bir çok arkadaş edinmiştim ve güzel restoranlar keşfetmiştim. Geldiğimde hepsine tek tek uğrar hal hatır sorarım. Fakat bu sefer zamanımın tamamını kırsala ayırmak istiyordum. Dağlarda bir ay bana ilaç gibi gelecekti..Geçen sene Poon Hill’e kadar çıkmış fakat Annapurna Base Camp’a gidememiştim. Bu sene ise bu hedefimi gerçekleştirmek için buradaydım.

Her sene kaldığım otelime geldim. Karki ile eğlenceli bir sohbetin ardından erkenden uyudum.

Ertesi gün çok erken saatte kalkıp Pokhara’ya doğru yola çıktım. Pokhara her zamanki gibi beni harika karşılamıştı. Mis gibi hava, masmavi bir gökyüzü, durgun bir göl ve sevimli sevimli salınan kayıkları görünce iyi ki gelmişim dedim 🙂

Ertesi gün Rehberim ile buluştum Bana Rotamızı anlattı. Rotamızda bulunan köyler onların deyimi ile istasyonlar şu şekildeydi.

Nayapul – Bırethatı-Syeuli Bazar – Sıwui – Kyumi – Jhuni- Chhomrong- Bhauwa- Sınuwa- Bamboo- Dovan- Hımalaya- Deurali- MBC- ABC ( Annapurna Base Camp)

Rotayı 7 günde bitiren de vardı 10 günde bitiren de. Ben tadını çıkara çıkara yürümek ve köylerde daha çok kalmak için daha çok zaman dilimi istedim.

Fiyat ise sabit 500 dolardı. İstasyonlarda duraklama süresi de bana bağlıydı.

İhtiyaçlarımı almak için rehberimle dolaştık biraz. Suluk almamı tavsiye etti. Çünkü yükseklerde kapalı şişe su bulunmuyordu. Doğadan aldığımız sular için de temizlemek için küçük tabletler aldık.

Ayrıca sülük mevsimi olduğu için birkaç krem ve ilaç da yanımıza almak zorundaydık. Kas gevşetici ve ağrı kesicileri zaten Tr’den getirmiştim.

Baton hiç kullanmam kullanmayı da sevmem ama rehberim ısrar edince aldım gezi bitiminde ise gerçekten çok iyi bir karar olduğunu gördüm. Evet yarın yola çıkıyorduk ve ben çok heyecanlıydım.

Pokhora—- Nayapul— Kyumi ( 1.Gün )

İlk gün Pokhora’dan otobüs ile Nayapul’a bir saat süren bir yolculuk sonrası ulaşıyoruz. Nayapul nehir kenarında sevimli bir köy. Yürüyüşçülerin başlangıç noktası olduğu için buradan son alışverişlerinizi yapabilirsiniz.

Nayapul’dan Kyumi’ye kadar tam beş saatlik kolay olan bir yürüyüş yapıyoruz. Doğa gerçekten muhteşem. Zaten çevreye bakmaktan yorulduğunuzu hissetmiyorsunuz. Kyumi birkaç evden oluşan nehir kıyısında küçük bir köy.

Aslında siz bu köyü biraz tanıyorsunuz. Tehlikeli Nepal Ballarının toplandığı sarp kayalıkları hatırlıyor musunuz ? İşte bu bal petekleri nehrin karşısındaki kayalıklarda. Tabi her mevsim toplanmazmış. Balın çok etkili olduğunu söylüyorlar. Bir kaşıktan fazlası pek iyi gelmiyormuş. Her sene hayatını kaybedenler oluyormuş.

Biraz tarımdan biraz hayvancılıktan biraz da Nepalin sorunlarından bahsettikten sonra Kocaman Dalpath tabağımı bitirip odama gidiyorum. Musonlardan dolayı yağış fazla olunca nehirlerin de sesi biraz sinirli oluyor 🙂 Olsun sinirli de olsa dağlarda nehir sesi ile uyumak gibisi yok gerçekten..

Kyumi—Jhuni ( 2.Gün )

Sabah erken kalkıp bahçede yeşillikler arasında omletimi yiyorum az uyumama rağmen sanki 12 saat uyumuş kadar dinlenmişim ve enerji doluyum.

Tüm eşyalarımı poşetleyip sırt çantama attıktan sonra yavaş yavaş yola koyuluyoruz. Dün gece çok yağmur yağmış heyelandan dolayı da yolumuzun kapalı olduğunu söyleyen rehberim diğer rotadan gideceğimizi söylüyor.

Patikalarda sülüklerin saldırısına uğruyoruz. O ayakkabılardan nasıl girer diye sorular duyuyorum? Gayet rahat oluyor onlar için hele bebek olanları ise hiç problem olmuyor saldırmak.

Durmamak en güzeli… durdukça daha çok saldırıya uğruyorsunuz.. Dentox adında sıvı bir ilaç var. Döker dökmez tüm sülükler ölüyor.Ama başa çıkmanız imkansız. Bir süre sonra baş edemeyip ilaç kullanmayı da bıraktım 🙂 Ölmesinler yazık hayvancıklara 🙂

Rehberim yaz mevsiminde heyelanın büyük sorun olduğunu bazen köyleri bile alıp nehirlere taşıdığını söylüyor.

Patikalarda ilerlerken sırtlarında onlarca kilo ağırlıkla yürüyen Şerpaları görüyorum. Gerçekten çok güçlüler. Ben kendimi bile taşıyamazken onlar neler neler taşıyor.

Bugün yol biraz inişli çıkışlı. Zaten bu bölge böyle geçen sene de benzer rotayı yürümüştüm ya gün boyu hep iniş ya da gün boyu hep çıkış 🙂 Jhuni’deki hostelimize geldik sonunda. İnanılmaz yorulmuştum. Ayaklarımı sülükleri temizleyip biraz kendime geldim. Hostel gerçekten çok sevimliydi. Minik minik odalar. Odalarda tahta yataklar. Yatakların üzerinde 5er cm kalınlığında süngerden yataklar. Tabi tuvalet banyo dışarıda 🙂

Bu koşullara ayak uyduramam diyorsanız bence gelmeyin buralara 🙂 Fakat benim gibi doğa aşığı iseniz kaldığınız yer ve koşullar hikaye 🙂 Kocaman bir tabak ne olduğunu bilmediğim sebzeleri yedikten sonra güzel bir masala çayı içiyorum ve erkenden uyuyorum 🙂 Yarın uzun ve zorlu olacak 🙂

Jhuni – Sınuwa ( 3.Gün )

Sabah Erkenden uyanıp hemen kahvaltımın başına oturuyorum. Hostel sahibi elinde tütsülerle çevreyi kutsuyor ve bilmediğim kelimelerle bir şeyler diyor. Rehberime sorduğumda kötü ruhları kovuyor diyor.

Kahvaltı sonrası bir de çikolata yiyecektim ki birden kadını karşımda görüyorum. Sanırım kötü ruhları gönderdi sıra bende diye düşünüyorum 🙂

Bu 85 yaşındaki sevimli nine benimle hayatım boyunca unutamayacağım güzel bir konuşma yapıyor. Elimdeki çikolatayı yavaşça bırakıyorum. O gün bugündür abur cubur yok hayatımda 🙂

Yola koyulma zamanı geldiğinde ise dönüşte uğrayacağıma dair söz veriyorum. Bana sıcacık gülümsüyor. 85 yaşında bu kadar dinç ve güzel olması gerçekten beni şaşırtıyor. Arkamdan tütsüler yakıp kendi dillerinde yolun açık olsun diyor.

Rehberim ise bana sırıtıp herkesi sevmez bu aksi kadın seni gerçekten kabullendi diyor. Duyunca bunları çok mutlu oluyorum. Fakat bu mutluluğum birkaç saat sonra geçiyor çünkü hep çıkıyoruz .. Up Up Up …

Yokuşlar inanılmaz fazla. Bir köyden bir köye gitmek ölüm. Mesela ailecek diğer köye oturmaya gidiliyor 4 saat çıkış 🙂 Ama burada yaşayanlar için sorun değil. Alışmışlar. Benim harap ve bitap yüzümü gördüklerinde ise gülümsüyorlar 🙂 Rehberim ise beni beklemekten yoruldu sanırım 🙂

En sonunda Sınuwa’ya varıyoruz. Ben hostel burası der demez ilk bulduğum yere oturuyorum 🙂 Birileri su falan getiriyor 🙂 Gülmemek için zor tutuyorum kendimi 🙂

Seke seke odama gidiyorum dinlenip normal insana dönünce de yemek bölümüne geçiyorum 🙂

Manzara gerçekten enfes. Dağların üzerinde bir evdesiniz. Bu manzarada sıcacık masala çayımı yudumluyorum. Unutamayacağım güzel anlardan biri bu. Tüm yorgunluğum bu güzelim manzarada akıp gidiyor. İyi ki gelmişim.. Herşeye değer …

Sınuwa- Himalaya ( 4.Gün )

Sabah zinde uyandım fakat ayaklarım ciddi ağrıyordu. Topallayarak rehberimin yanına geldiğimde biraz yürüdükten sonra düzeleceğimi söyledi. Ve rehberim bugün çantaları değişme önerisinde bulundu. Ağırlıkları bir çantaya toplayıp rehberim taşıyacaktı hafif olanı da ben. Bu karar beni çok mutlu etti. İnanın en hafif çanta bile o çıkışlarda öyle ağır geliyor ki anlatamam.

Doğada yürümek bir tür meditasyon etkisi yaratıyor insanda. Yürürken fiziksel olarak odaklandığınızdan dolayı beyniniz başka bir şey düşünmüyor. Böylece gün boyu zihniniz temiz kalıyor. Ve akşamları yürüyüş bitiminde inanılmaz mutlu oluyorsunuz.

Yoga ve Meditasyonun bu topraklarda doğmasına şaşmamalı doğrusu. İnsan böyle bir coğrafyada odaklanma problemi yaşamaz. Doğaya ait olur doğa ile yaşar.

Bugün gün boyu yağmur yağdı. Yağmurda yürümek çok tehlikeli. Hem sülük sayısı artıyor hem de yol kayganlaşıyor. Sis de cabası. Bugün çok yoruldum.

Hostelimize geldiğimizde hemen sıcak bir masala çayı aldım. Yaz mevsimi olmasına rağmen rakım yükseldikçe acayip üşümeye başladım. Rehberime bu yünlü şapkaları ne yapacağız diye gülerken şimdi onu daha iyi anlıyorum 🙂

Yollarda yürürken bazı patikalar yok olmuş nehirlerin üzerinden geçmek zorunda kalıyoruz. Adrenalin isteyenler için güzel bir parkur. Biraz korkuyor insan. Nehre takılıp gitmekte var sonuçta. Ama nerden geldiğini bilmediğim bir cesaret böyle zamanlarda hep buluyor beni 🙂

Himalaya istasyonuna geliyoruz. Burası 2-3 evden oluşan minik bir köy. İnternet yok. Telefon hattı yok. Elektrik zaten yok. Elektrik için solar sistem kullanıyorlar. Burada karşılaştığım bir grup dağları göremeden geri döndüklerini söylüyor. Ben göreceğimi söylüyorum J:)

Himalaya – MBC (4.Gün)

Sabah erkenden uyandım. Gene yağmur yağıyordu ve bugün çok yürüyecektik. Sıkı bir kahvaltının ardından yola koyulduk.

Bugün çok fazla çeşit çiçek gördüm ve gezi boyunca en çok zevk aldığım parkur burasıydı. Yaz ayları Nepal dağlarında çiçek mevsimiymiş. Hayatımda böyle renkli bir rotadan geçmemiştim daha önce.

Biraz ilerleyince bir buzul kütlesine ulaştık. Gerçekten büyüleyiciydi. Uzaktan kaya gibi görünüyordu yanına gelince anladım buzul olduğunu. Daha önce Gürcistan Swaneti’de görmüştüm buzul. Bu ikinci buzulumdu 🙂

MBC ABC’den bir önceki istasyon. Rehberim burada bir gece kalmamız gerektiğini söyledi. Yüksekliğe alışmam gerekiyormuş. Zaten ben istese de yürüyemeyecek kadar yorgunum 🙂

Burada sadece bir ev bulunuyor sahibi sevimli tatlı bir dede 🙂 Yalnız öyle bir Chowmean yapıyor anlatamam. Ben ömrümde hiç bu kadar güzelini yememiştim.

Evin çevresinde yüzlerce çiçek var. Manzara muhteşem. Ama dağlar hala yüzünü göstermiyor. Her yer sisli. Göremesem bile bu güzellikleri yaşamakta güzel bir deneyimdi diye düşünüyorum.

MBC – ABC ( 5.gün )

Bu parkur çok kolay yaklaşık üç saat falan sürüyor. Hoplaya zıplaya gidebilirsiniz. Çiçeklerle çevrili bir patika, kuş sesleri, nehir sesleri ve puslu bir hava. Bu güzellikler nasıl sözcüklere dökülür bilemedim.

Yol boyunca birçok fotoğraf çektim. Yanıma da MBC’den sevimli bir köpek takıldı. Birlikte yürümeye başladık.

Rehberim ise bu yollardan belki de 100 kez yürüdüğünü söyledi Bıktın mı dedim..Ömrümce yürüyebilirm dedi. İşte gerçek bir rehber 🙂

Tac Mahal’de Türk bir Rehber ile karşılaşmıştım. Bunu buraya dikeni Allah kahretsin diyordu :)) Çok gülmüştüm o rehbere. Şimdi dağın başında nerden aklıma geldiyse 🙂

ABC ye ulaşıyoruz sonunda. Demek o filmlere konu olan dillerden dile dolaşan 4130 metre yükseklikteki yer burasıymış 🙂

Hostele yerleştikten sonra sıcak bir masala çayı alıp yağmuru izliyorum. Çevrem onlarca dağla çevrili ve ben hiçbirini göremiyorum. Rehberim şurada şu dağ var burada bu dağ var diye saymaya başlıyor. Ama ben sislerin ardındaki dağları hayal etmek değil görmek istiyorum.

Akşam olunca herkes yataklarına gidiyor. İnanılmaz soğuk tir tir titriyorum. Yükseklikten ellerim ayaklarım yüzüm şişmiş durumda. Aynaya baktığımda yüzümü tanıyamıyorum. Yüzüm öyle şişmiş ki neredeyse gözlerim kaybolacak 🙂

Bir süre sonra bir çığlık bir bağırmalar alkış sesleri. Kendimi hemen dışarıya atıyorum. Gökyüzü pırıl pırıl milyonlarca yıldız. Ve işte dağlar. Karanlıkta da olsa görebilmiştim onları. Bu hayatımda unutamayacağım anlardan biriydi.

Öyle mutluyduk ki hepimiz birbirimize sarılıp mutluluktan gözyaşlarına boğulduk. Şanslı insanlardık. Dokuz haftadır gitmemişti bu bulutlar.

Bunun üzerine gökyüzünden kayan muazzam büyüklükte bir yıldız sevincimize sevinç kattı. Hep bir ağızdan şarkılar söyledik. Hayatımın en güzel gecelerinden biriydi.

Rehberim gerçekten şanslı ve Tanrının sevilen bir kulu olduğumu söyledi 🙂

Ben de biliyorum dedim 🙂

O gece ne kadar çok soğuktan titresem de çok mutluydum..
Hem de çok

ABC ( 4130 m ) ( 6.Gün)

Bu sabah gene ortalık yıkılıyordu. Her kafadan sesler şarkılar. Hemen dışarı çıktım bir de ne göreyim. Çevrem bembeyaz dağlarla çevriliydi. Öyle yakındılar ki sanki dokunsam değecektim her birine.

Bu anı bu heyecanı ve bu mutluluğu ömrüm boyunca unutmayacağım.

Dağ manzarasında hayatımın en güzel kahvaltısını yaptım.

Sonrasında da dağları izleyerek sıcacık masala çayımı yudumladım.

4130 metre yükseklikte bu kampta olduğum için mutluydum.

Anı yaşamak an’da olmak buydu işte.

Birkaç saat sonra dağlar gene bulutlar tarafından hapsedildi. Ama olsun üç saat boyunca tadını çıkarmıştım manzaranın.

Gitme zamanı gelmişti artık..Üzülüyordum.. Ama olsun gelip görmemek de vardı 🙂

İtalyan bir aile yola çıkmak için hazırdı. 12 yaşındaki oğulları Adrian ile buralara gelmelerine şaşırmıştım doğrusu. Adrian ile sohbet etmeyi sevmiştim. Birlikte dönmeyi önerdiler ben de kabul ettim. Çoçuklara asla hayır diyemem 🙂

Geldiğimiz yoldan geri dönüyorduk başka rota yoktu zaten.

Dönüş yolu aynı olunca biraz tembellik yapacaktım, bazı köylerde daha çok kalacak ve Landruk’ a arkadaşıma uğrayacaktım.

Artık hedefime ulaşmıştım ve tembellik yapma hakkım vardı 🙂

Dönüş yolum benim sekiz gün sürdü. Köylerde kalıp yazılar yazdım. İnsanlarla sohbet ettim. Güzel zamanlar biriktirdim. Düğünlerine katıldım festivallerinde dans ettim yemeklerinden yedim 🙂

Siz bu rotayı gidiş dönüş yedi günde rahatlıkla tamamlayabilirsiniz. Yanınıza sadece bir arkadaşınızı alıp rehber ücreti ödemeden de bu parkuru bitirebilirsiniz.

Tek yol ve tek patika var zaten. Yol oldukça dar. Yalnız gidenler de vardı ama ben tavsiye etmem çok ama çok riskli yalnız gitmek.

Bazıları katırlarla falan çıkıldığını söylüyor. İnanın böyle bir şey yok. Yol öyle dar ki temel yeme içme malzemelerini bile köylere Şerpalar sırtlarında taşıyor.

Nepal’ e dört ziyaretimde yaklaşık dört aya yakın kaldım çok fazla yazı yazdım çok fazla deneyim edindim güzel insanlar tanıdım tüm bunları yazıya döktüm ve bu yazılar Kitap olma yolunda ilerliyorlar 🙂

Yakında yeni kitabımla görüşmek üzere..

Geziniz bol olsun
Sevgilerimle,

mm
Yazan

2 Comments

  1. Canan çok güzel anlatmışsın. Sanki ben de oradaymışım gibi. En çok yıldızları ve dağları gördüğünüz an cok etkilendim. Ben de gitmek isterim ama o kadar yüruyebilir miyim. Helal olsun sana kutluyorum takdir ediyorum.

  2. Çağırdığında neden gelmedim diye düşünüyorum şu an 🙂 5. gidişinde beni de unutma lütfen. Çok güzel yazmışsın eline ve yüreğine sağlık..

Bir Yorum Yazın