Efsaneye göre Tanrı Brahma elindeki mavi lotus çiçeğini düşürüyor ve burada minicik bir göl oluşuyor. Çevresinde bulunan tapınaklar sanki bu çiçeğin yaprakları gibi göl çevresine serpilmiş. Tapınaklardan gelen dualar ritimli bir müzik eşliğinde gölün çevresinde dolanıyor sanki. Göle günahlarını bırakan insanlar gülümseyerek dönüyorlar tapınaklara sona bıraktıkları dileklerini Tanrılarından istemek için.

Burası insanı dinlendiren sevimli bembeyaz bir kasaba. Kasabanın ortasında bulunan minicik bir göl ve çevresinde altmışa yakın tapınak var. Gölün kenarına indiğinizde sanki bambaşka bir dünyaya adım atmış gibi oluyorsunuz.

Defalarca göle batıp çıkan insanlar, ortalarda dolaşan onlarca inek, hoş geldin diye bağıran yüzlerce kuş, beni görünce gülümseyen sevimli çocuklar, insanların günahlarından arınmalarını sağlayan küçük ayinler, göklerden süzülen yağmur damlaları, bulutların arasından göz kırpan güneş..işte bu eşsiz ortamda saatlerce oturup bu senfoniyi dinlemek gerçekten insana bambaşka bir huzur veriyor.

Göle bakıyorum uzun uzun. İnsanları sevindiren, arındıran göle bakıyorum. Ne günahlar yüzüyordur belki de üzerinde. Ne kadar arındırıcı olabilir ki bir su, bir insanın kalbini kırdırsan ya da ne kadar temizleyebilir ki seni eğer birinin hayatını kirlettiysen. Göle bakıyorum uzun uzun. Güneş ışınları dans ediyor gölün üzerinde gölün aldığı bu büyük sorumluğu paylaşmak istercesine.

Uzaklardan gelen Gamelan müziğindeki ritimler ile yürümeye başlıyorum bu döngüye alışarak. Onlar gibi yavaşlıyor benim de hareketlerim. An da yaşıyor hepsi, bizim hiç bilmediğimiz bir zaman dilimindeler. Yemek yerken bile hissetmek için ellerini kullanıyorlar. Çiçeklere sadece bakmıyorlar, dokunuyorlar kokluyorlar. Güneşten gizlenmiyorlar, altına yatıp saatlerce tadını çıkartıyorlar. Yağmurdan kaçmıyorlar, dans edip tanrılarına şükrediyorlar. Fakirler, yoksullar ama anda yaşayıp bizim bilmediğimiz o zaman diliminin tüm güzelliklerini sonuna kadar yaşıyorlar.

Tapınaklarda gezerken Ratnagiri tepesindeki Savithri tapınağı adete insanı çağırıyor. Oradan şehrin görüntüsünün nasıl olacağını az çok tahmin ediyorum ve hemen yola koyuluyorum. Brahma Tapınağının arkasından patika yolu takip ederek elli dakika sonunda sağlam bir tırmanış sonrasında tepeye ulaşıyorum. Manzara gerçekten büyüleyici. Yol boyunca bana eşlik eden beyaz maymunlar burada da beni yalnız bırakmıyorlar zirve keyfini beraber yaşıyoruz 🙂 Buraya geldiğime göre artık bir kahveyi hak ettim 🙂 Termosumu çıkarıp güzel bir kahve yapıyorum kendime. Beethoven’ın Moonlight Sonatası eşliğinde bu enfes manzarayı izliyorum.

Yolların sonunda güneşin batışında
hissettiğin özgürlüktür Yaşam…

Bazen de
“Ellerini seviyorum” diyen bir sesin
hüznünde ölmek.

Geziniz bol olsun
Sevgilerimle,

mm
Yazan

Bir Yorum Yazın