Kafkas dağlarının eteklerinde küçücük bir köy burası.. Hani hepimizin daha küçücükken elimize kalemi aldığımızda, bacasında duman çıkan, arkasında zirveleri karlarla kaplı dağları olan önünden çağlayan bir ırmağı geçen resimler çizerdik ya işte burası o masal resimlerinin gerçeği..

Batum’dan yedi saat süren, zorlu yolculuğumuzdan sonra pansiyonumuza ulaştık. Köye geldiğimizde yaşı 1000 yıllık, onlarca gözetleme kulesi karşılıyor bizi…Görkemli ihtişamlı kuleler tarihe uzanan bir yol gibi uzanıyor gökyüzüne..Sanki onlara dokunsam tüm hatıralarını anlatacaklarmış gibi bakıyorlar bana..Binlerce yıllık sessizlikten sıkılmış gibiler..Yorgunlar..Her gün fısıldadıkları masalları dinlemek için söz veriyorum Svan kulelerine..

Kulelerin fısıldadığı masallar..Kafkas dağlarının eteklerinde küçücük bir köy burası.Sevimli sakin kendi haline Burası Svaneti Kulelerin fısıldadığı masalları dinlemek için mükemmel bir mekan.

Svaneti halkını çok sevdim.. Svanlar çok cana yakın insanlar..Yardım etmeyi seviyorlar birbirleri ile çok iyi ilişkileri var. Pansiyon sahibinin sevimli oğlu Dato ile biraz sohbet ediyoruz..Klasik öğretmen sorularım ile önce okullarından başlıyoruz sohbetimize.. 🙂 Okullarında İngilizce, Gürcüce ve Rusça dersleri alıyorlarmış ayrıca kendi aralarında Svanca konuştuklarını söylüyor..İngilizce öğretmenleri USA’dan gelip bu küçük köye yerleşmiş, bunu duyunca acaba ben de mi gelip yerleşsem diye düşünmeden geçemedim.

Kafkas dansını, küçük yaşlarda öğrenmeye başlıyorlar. Svanlar gelenek ve göreneklerine çok bağlı bir halk..Sokakta gördüğüm çocukların neredeyse hepsi atçılık konusunda mükemmel. Bunu bir tür ata sporu olarak görüyorlar..Bizim Dato da bu konuda gayet başarılı 🙂 Dato’lar küçük çekirdek bir aile..Harika bir annesi var..Babası bugüne kadar iki savaşa katılmış..İlk savaşı 1980 yıllarında katıldığı Afkanistan savaşı ikinci savaş ise 1990 yıllarında olan Rusya –Gürcistan savaşı.. Bir insan için, iki savaş görmek, kaldırılması çok ağır olan bir ağırlık olmalı insanın yüreğinde.. Zor olmalı..Hem de çok zor..

Svan halkı genelde tarım ve hayvancılıkla uğraşıyor. Bayanlar çoğunlukla devlet dairesinde çalışıyor..Bunun nedeni sanırım savaş yıllarında boşalan kadrolar..Gürcistan’daki yasalara göre her evden sadece bir erkek savaşa katılabilirmiş..Savaş bu köye kadar gelmemiş. Umarım hiç uğramaz..

Ortodoks olan Svanlar dinlerine çok bağlı. Evlerinin mutlaka bir köşesinde İnciller, İsa resimleri, haç motifleri ile süslenmiş bir alan var. Her gece yatmadan önce bu köşelerine gidip sessizce dualarını ediyorlar..

Yemek konusunda biraz sıkıntı çekebilirsiniz çünkü kendilerine has bir baharat olan kişniş, neredeyse tüm yemeklerde bulunuyor. Bir de geleneksel Haçapuri pideleri var.. Biz genelde pide yedik. Türkiye‘ye döndüğümüzde kimse pide kelimesini duymak istemiyordu artık 🙂

Ünlü sodaları “bojomi“ de denenmeli bence..İçersinde neredeyse tüm vitaminler var ama biraz tuzlu. Svaneti’de en ucuz içecek tabiî ki bira. Hayatımda iki litrelik bira şişesini ilk kez burada gördüm ve çok şaşırdım. Gitmişken yerel votkaları Çaça da denense iyi olabilir..Bana pek hoş gelmedi ama arkadaşlarım tadına bayıldı 🙂 Çaça yerli halk tarafından yapılıp kilo ile pet şişelere doldurulup satılıyor..İyi bir gelir kaynağı olmuş..

Tabii şimdi bu kadar orman olur, çiçekler olur da, buralar da bal olmaz mı. Hayatımda yediğim en güzel bal burada..Svaneti‘ye gelip de bal almamak olmaz. Köy merkezinde bulunan bal evinden ballarımızı alıyoruz..

Buradaki hayvanlar da çok ilginç geldi bana..Buzul için yürüyüşe çıktığımız gün, dağlarda onlarca inek gördüm, başıboş ve yalnız.. Çok ilginç.. Biz bile zor çıkarken o patikaları onlar nasıl çıktılar 🙂 Rehberimiz Niko’ya bu ineklerin evlerini bulup bulmadığı soruyorum..Gülmekten neredeyse ölecekti Niko 🙂 Hayvanlar evlerini unutmazmış, bazıları bir gün içinde, bazıları iki gün içinde evlerine dönerlermiş..Bir akşam terasta oturuyorum, bahçe kapısı kapalı ..İnek bahçe kapısını açıp ahırına geçti..Bakakaldım..Canan Karatay‘ın bahsettiği özgür inek böyle bişey sanırım :))) Bu köyde her köşe başında domuzcukları görmeniz de mümkün :)) Minik bebek domuzlar genelde annelerinden ayrılmıyorlar..Hayatımızda ilk kez domuz gören bizler, şaşkınlığımız gizlemeden edemiyoruz tabiî ki..

Svaneti‘ye gelmişken konsere de gidelim dedik 🙂 Yüksek sesli ortamları sevmeyen ben, böyle bağıran insanlarla dolu bir koroyu karşımda görünce biraz afalladım 🙂 Hemen yanımda baş ağrısı için ilacım olup olmadığını kontrol ettim 🙂 Bu bağıran koro Svanların sadece bu bölgeye ait olan çok sesli korosuymuş meğerse..Bir süre sonra, geleneksel müzik aletleri ile söyledikleri yöresel şarkılar, çok hoşuma gitti. Kafkas danslarına ise diyecek söz bulamıyorum. Harika ötesi bir danstı..Konserin yapıldığı yer çok dikkatimi çekti..Bir binanın altında, duvarlarında boyası bile olmayan, arka tarafı bir kilimle kapatılmış bir alandı..Çok ama çok eski sandalyeler sıralanmıştı..Sanat yapmak için engel yoktu..Ve bu bir avuç insanın, bu olanaklarda, bu kadar güzel bir iş başarması, açıkçası çok gururlandırdı beni.

Svaneti’de yağmur da bir başka yağıyor 🙂 Hiç haber vermeden, birdenbire..Bir bakıyorsunuz çılgınlar gibi yağış başlıyor..En güzeli de yağmurların çatıya düştüğü sesler altında uyumaktı..Hele o yağmur kokusu muazzamdı..Son yağmurda elektrikler iki gün gitti 🙂 Pansiyonun terasında, mum ışığında , yağmurun sesinde oturduk iki akşam 🙂 Bol kahkahalı güzel sohbetlerimiz de bambaşkaydı 🙂 🙂

Herşeyin tadı bambaşka burda ..Özellikle sütlerine hayran kaldım..Hayatımda hiç bu kadar güzel bir süt içmemiştim. Böyle bir tat olamaz..Burada her şeyin tadını alabiliyorum..Yavaş yavaş tadını çıkara çıkara yemek, burada daha kolay çünkü her şey gerçekten lezzetli 🙂 Sabahları ev yapımı peynirler, reçeller, köy yumurtaları, sıcacık ekmekler, organik tereyağları…saymakla bitmez..Her öğün kahvaltı yapabilirim burada.

Buraya gelmişken teleferiği de kullanmaya karar verdik. Kardeşimin ve benim ilk teleferik maceramızdı. Yükseklik korkumuz diz boyu 🙂 Fakat o manzaraları görünce korku falan kalmıyor insanda, büyülenmiş gibi izlemeye başlıyorsunuz etrafı..Bir de o görüntüler eşliğinde o ormanın sessizliği. Dünyanın en güzel sessizliği bence burada. Meditasyoncular için birebir bir mekan, tavsiye ederim..

Birkaç gün sonra köye yakın olan Chalaadi Glacier adındaki buzula gidiyoruz..Köye yaklaşık 17 km civarında..Yürüyüş zor değildi sadece tırmanış parkurunda biraz zorlandık..Bir dağ düşünün altından çağlayan bir nehir..Ve o nehirden ara sıra kopan buzullar..Bulunduğumuz yer çok güvenli değildi..Her an bir buzul parçası kopup üzerimize düşebilirdi..Ama biz gene de bu harika kareyi bir saate yakın oturup izledik.O nehrin gürül gürül sesi altında, buzulların o muhteşem maviliğini izlemek, inanılmaz mutlu etmişti beni..Maviyi çok severim ama bu bambaşkaydı..Doğal, samimi, derin … Buzların arasında ışılayan güzellik..Buz mavisi….

Buzul dönüşü çiçeklerle dolu harika bir patikadan geçtim, hepsi birbirinden güzeldi. Arıların çiçeklerle dansını izledim tabi gene gruptan kopmuş en arkalarda kalmıştım 🙂 Sonra parkurumuza katılamayan Canciğer arkadaşım Zeynep için “ janset “ çiçekleri topladım, kocaman bir demet ..Bu çiçekler öyle güzeller ki..Özellikleri ise, dünyada sadece Kafkas dağlarında yetişmesi…

Dağlar ile birlikte çektiğim Janset çiçekleri en güzel fotoğraflarımdan biri olmaya aday bence..Dağ ve çiçekli konseptler en sevdiğim kareler arasında yer alır. Birkaç pozlamadan sonra istediğimi yakalamıştım..Ama ne yazık ki artık grubu hiç göremiyordum :)) Kaybolmuştum :))

Ertesi gün erkenden kalkıp yollara düştük..Ünlü “Shdugra” şelaleleri köye 22 km uzaklıktaydı..Fakat burası zorlu bir parkurdu..10 km yakın bir tırmanış vardı..Şelalelerin olduğu bu bölgede birçok mantar buldum. Hayatta en çok mantar ve pencere fotoğraflamayı seven ben, bu kadar mantarı bir arada görünce, mutluluktan sarhoş olmuştum 🙂 Mantar kabileleri, bebek mantarlar derken grup ile aramı baya açtım 🙂 Gruptan kopmuş halde ormanın derinliklerinde yalnız ilerlemeye başladım .. Mantar mahallerinde derin sohbetler hakimdi, fazla rahatsız etmemeye özen gösterdim 🙂 Dağ çilekleri neredeyse her köşe başında vardı..Neyse ki sonunda gruba yetişmeyi başardım.

Rehberimiz Niko bu bölgenin Rusya ile sınır olduğunu söyledi..Biraz ilerlediğimizde iki gürcü askerinin kurduğu çadırda sınırı beklediğini gördük..Zorlu tırmanışın sonunda, manzara görülmeye değerdi..Dağlar neredeyse gökyüzüne değecekti..Dağların zirvelerinden, iki güzel şelale çağlayarak toprağa ulaşıyordu..Bu eşsiz manzaranın karşısında saatlerce oturabilirdim..Ve bu kadar zorluğa gerçekten değmişti..

“Ushguli“ köyünden çok bahsettiler..Ushguli‘ye toplu taşıma aracı yoktu..Araba kiralamak gerekiyordu..4X4 bir araç kiralamanızı tavsiye ederim..Yollar oldukça tehlikeli özellikle yağmurlu havalarda araçların çamurdan kayma ihtimalleri var.. Ushguli Svaneti‘den 47 km civarında..4-5 saat sürüyor..Araba tutuyorsa kesinlikle bu yola çıkmamanızı tavsiye ederim..Yol gerçekten kötü..Köye vardığımızda küçük bir müzeye giriyoruz..Svan kuleleri içersine yapılmış bu müze, 12.ve 13.yy dan kalma eşyalarla dolu..Bunca yıl deforme olmamaları, şaşırttı beni doğrusu..12.yy dan kalma, 1 metre boyundaki, altından yapılma haç üzerindeki resimler ilginçti..Başlarında halka olan insanların toplantıları resmedilmişti..Başka ilginç olan ise, yıldızlar içinde, bu halkaların da sıralanmasıydı..Burası hayatımda gördüğüm en mistik, en büyülü müzeydi..Tek kelimeyle harikaydı..Köyün tek kafesine doğru ilerledik ve biraz mola verdik..Ama ben köyün ara sokaklarında kaybolmamak için kendimi fazla tutamadım.. Makinamı alıp attım kendimi sokaklara.. Şirin bir köydü..Yıkık ve terk edilmiş birçok ev vardı..Yıkık evlerin gövdelerinden, bana seslenen pencereleri fotoğraflamak apayrı bir mutluluktu benim için..Köy çok ıssızdı..Birkaç çocukla karşılaştım..Çocuklar her kıtada, her ırkta, ayrı güzeller..Bence, tüm insanlığın, tek görevi, çocukları mutlu etmek olmalı..Her ne kadar, okullar açıldığında, bana saç baş yoldurtsalar da onları inanılmaz seviyorum..Neyse bu kısacık öğretmenlik satırlarından sonra Ushguli‘yi anlatmaya devam edeyim 🙂 Burada ev yapımı, Çaça adını verdikleri votkaları tadabilirsiniz.. Uçsuz bucaksız meraları, muhteşem dağ manzaraları ve gürül gürül akan nehri ile harika bir köy burası ..Bazen böyle bir yerde , kaç sene yaşayabilirim diye düşünmeden edemiyorum..Sanırım Friedrich Nietzsche gibi bir şey olurum yıllar sonra 🙂

Svaneti‘deki son günümüzde, sayısını hatırlamadığım, akşam yürüyüşlerinin sonuncusuna çıkıyoruz..Burada insanlar arasındaki kardeşliği, bağlılığı çok sevdim. Komşular, akrabalar birbirlerini yolda görünce tek yanaklarına bir öpücük konduruyorlar 🙂 Tek ama çift değil 🙂 Combo Kiss‘den daha sıcak bence 🙂 Bir de bu köyde kapılar hiç kapanmıyor, evde kimse olmasa bile kapılar hep açık.. Pansiyon sahibimizin bile evde olmadığı zamanlarda, kapıyı kilitlediğini, hiç görmedim..Halk çok sıcak ve sevimli..Güzel şeyler başarma azmi içersinde olan Svan gençlerini de çok sevdim…Gençler heyecanlı..Müziği seviyorlar, fırsat buldukları her yerde, yöresel şarkılarını seslendiriyorlar…Teleferikte bile 🙂 Üniversite okumak için, köyden Gürcistan‘ın diğer illerine giden gençlerin çoğu, köylerine dönmeyi ve burada çalışmayı planlıyor..Hepsi Svaneti‘ye gönülden bağlı..

Şu anda terasta gecenin güzelliğinde, gece sesleri içersinde bu yazıyı yazıyorum..Ay dolunay ..Bir masal köyündeyim..Yıldızlara daha yakınım..Gökyüzüne daha yakınım..Bir kalem, bir defter ve Mestia … İnsan mutlu olmak için daha ne ister değil mi ?

Bu gezide bana eşlik eden başta kardeşim Elvan İlbay’a, Canciğer arkadaşım, dostum Zeynep Başıbüyük‘e, Türkiye’nin Osho sorumlusu Hasan Aksoy abimize 🙂 ve güzel kalbi ve gülüşüyle Nevin Pınarcı Arpalı arkadaşıma çok teşekkür ediyorum..TATİLİ TATİL YAPAN, MEKANDAN ÇOK , TATİLE GİTTİĞİNİZ İNSANLARDIR..Ve sizler sayesinde hayatımdaki en güzel yurt dışı tatilimi geçirdim ..İyi ki hayatımdasınız..Sizleri çok seviyorum…

Ayrıca Rehberimiz Nick Phaliani‘ye, sevimli dostumuz Dato Paliani’ye kucak dolusu sevgilerimi gönderiyorum..
Geziniz Bol olsun

Sevgilerimle,

mm
Yazan

Bir Yorum Yazın